Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizin, Hz. Fatıma (r.anha) Validemizi Sakındırdığı Sekiz Büyük Günah

Yorum bırakın

zarif bir gül

Resûl-i Ekrem (sav), Fatıma (r.anha) validemize şöyle buyurmuştur:

“Ey kızım Fatıma, dünya malından ne istersen iste; fakat sen salih amel işlemezsen ben ahirette senin sıkıntılarından hiçbir şey gideremem. Yavrum, sekiz günahtan kaçın:

1- Şirk koşmaktan.

2- Büyü yapmaktan.

3- Kâhinlik etmekten.

4- Haksız yere adam öldürmekten.

5- Faiz alıp vermekten.

6- Yetim malı yemekten.

7- Harp meydanından kaçmaktan.

8- Müslüman kadına zina iftirasında bulunmaktan.”

Hadis Kaynak: Zübdetül Buhârî, c.2, s.534-535, Ömer Ziyaeddin Dağıstânî

Kaynak Kitap: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

 

Reklamlar

Müslüman Olan Kişinin Okuyacağı Dua

Yorum bırakın

bahar dalları

Bir kişi Müslüman olduğu zaman Resûlullah (sav) ona namazı öğretir, sonra da şu kelimelerle dua etmesini emrederdi:

Allâhümmağfirlî verhamnî vehdinî ve âfinî verzuknî

Anlamı: Allah’ım, beni affet, bana merhamet et, bana hidayet ver, bana afiyet ver, bana rızık ver.

Allahu Teâlâ’dan bu kelimelerle isteyin. Zira bu kelimeler, hem dünyaya hem de ahirete ait hayırları toplar.

Kaynak: Gönül İncileri

14 Şubat Sevgililer Gününe Müslümanca Bakış

4 Yorum

spor ayakkabılı gelin damat

Es-selamü aleyküm genç kardeşlerim,

Yarın 14 Şubat Sevgililer Günü diyorlar. Biz demiyoruz, diyenlerin kelamını söylüyoruz.  Bu konuda geliniz beraberce biraz düşünelim ve konuşalım inşallah..

Bundan çok da uzun olmayan bir zaman dilimi öncesinde ülkemizde aile yapısı oldukça farklıydı. Flört ve sevgili kavramı dini hassasiyeti olmayan ailelerde dahi kabul görmezdi. Özellikle babadan bir çekinme vardı, babam duyarsa, babam görürse korkusu vardı. Mahallelerde de bir otokontrol mekanizması yürürlükte idi. Utanma vardı, haya vardı. Bugün ise herşey çok farklı. Çok kısa bir sürede inanılmaz bir değişim ülkemizi sardı. İnsanlar modernleşme derdine düştüler. Yobazlık kelimesi bir piyon gibi öne çıkarıldı, çirkin bir elbise ile örtüldü ve insanlar yobaz yaftası yememek adına tavizlere başladılar. Dininden taviz, örfünden taviz derken bu günlere ulaşıverdik..

Bu günlere gelmenin en önemli  başrol oyuncularından birisi de televizyon ve diziler oldu kuşkusuz. Hani oscar verilse yeridir hesabı kendisine biçilen rolü çok güzel icra etti. Bu süreçte dikkat ediniz televizyondaki hiçbir dizide kimse insanlara açıkça flört edin mesajı vermedi. Eğer açıkça birileri sevgili edinin, flört edin deseydi bu sözleri duyan Müslüman kişi durur bir düşünürdü belki. Ama buna fırsat verilmeden öyle sinsice, öyle alttan alttan mesajlar verildi, verildi, verildi ki bir de baktık biz bunları dinleye dinleye, izleye izleye kabullenmişiz. Kanıksamışız. Narkozun dozu öyle güzel verilmiş ki nasıl olduğunu bile anlamadan normal karşılar olmuşuz. Evlatlarımızı kurban etmişiz de bi-haber olmuşuz.

Bugün artık anneler modern, babalar modern, mahalle modern. Ana babalar modern ebeveyn olmanın gururunu yaşıyorlar. Kızlarının, oğullarının sevgilileriyle tanışıyor beraberce yemeğe çıkıyorlar. Kızlarının oğullarının sevgililileri eve geliyor, çocukları de sevgililerinin evine gidiyor hiç de rahatsız olmuyorlar. Çünkü onlar modern ve modern olmak bunu gerektirir. Hem zaten dizilerde de hep böyle olmuyor mu? Ne olacak hayata da bir kez geliniyor hem bıraksın da çocuğu hayatını, gençliğini doya doya yaşasın değil mi? Bunun tersini düşünen yobazdır, o ise kendince  modern olmanın haklı gururunu taşıyor. 

Sözü gelmişken şu “Gençliğini yaşasın” klişesinin nasıl prim yaptığını da hatırlayalım. Bu da topluma ve gençliğe pompalanan zehirlerden birisi. Gençlerin bolca tükettikleri bir cips ürününün reklamına bakınız:

“Gençlik bir kere yaşanır özgürce yaşa!”

Aman kardeşlerim, bilinçaltınıza sürekli yollanan bu mesajlara karşı dikkatli olunuz. Doğru, gençlik bir kere yaşanır o yüzden siz gençliğinizi özgürce değil müslümanca yaşayınız. 

Erkeklerdeki karısını, kızını kıskanma düzeyinin tehlikeli şekilde düştüğü bir dönemden geçiyoruz. Yeni moda havuzlu sitelerde karısı, kızı apartmanda sene boyu yüz yüze geldiği erkeklerin göreceği şekilde üryan olarak havuza giriyor ama  evin reisi bu durumdan zerrece rahatsızlık duymuyor. Çünkü o yobaz değil modern. Ve modern olmak bunu gerektirir.

Yüce Rabbimize sonsuz şükürler hamd-ü senalar olsun ki siz genç kardeşlerim tüm bu tuzaklara rağmen İslami şuur noktasında çok güzel bir yerdesiniz. Hatta bu zamanın gençleri bu noktada ailelerinden önde desek hiç de abartmış olmayız. Bunları yazmaktaki amacım naçizane hepimize bir hatırlatma olsun düşüncesidir.  Rabbim cümlenizden razı olsun..

Kıymetli kardeşlerim,

Müslümanın sevgilisi olmaz. Sevdiği olur, sözlüsü olur, nişanlısı olur, eşi olur ama sevgilisi olmaz. Çünkü müslüman genç bilir ki: FLÖRT HARAMDIR..

Yarın cuma yani biz Müslümanların bayramı. Hepinize hayırlı cumalar diliyorum..

Allah’a emanet olunuz..

by ihyaca..

Müslümana Kafir Demenin Günahı Ve Sonuçları

Yorum bırakın

ters duran çiçekler

İman, inanılması gereken şeyleri kalp ile tasdik etmektir. Dil ile ikrar, yani inandığını dil ile ifade etmek kalpteki imanın göstergesidir. Kalben inanan ve inandığını dili ile söyleyen kimse mümindir, Müslümandır. İnanç esaslarını inkar etmedikçe o kimseye kafir denmez. 

İnanan bir kimsenin inancının gereği olarak Allah’ın emirlerini yerine getirmesi ve yasakladığı şeylerden sakınması gerekir. Ancak, dini hükümleri hafife almak veya haramları helal saymak gibi bir düşünce ile değil de nefsine uymak ve tembellik dolayısıyla emirleri yerine getirmeyen ve yasakları işleyen kimse görevini yapmadığı için günahkar olur, fakat dinden çıkmaz. Böyle bir kişiye kafir denemez.  O kimse yine mümindir. 

Allahu Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter.”  (Tahrim Suresi, ayet 8)

Yüce Rabbimiz günah işleyen kullarına mümin olarak hitap edip onları tevbe etmeye çağırırken, bir Müslüman diğer bir Müslümana günah işlediğinden dolayı nasıl kafir diyebilir? Bir Müslüman, din kardeşini fasık ( yoldan çıkmış sapmış) veya kafir olmakla suçlayıp teşhir edemez. Böyle bir davranış Müslümana asla yakışmaz. Böyle bir davranışın çok vahim ve tehlikeli sonucunu Sahih-i Buhari’de yer alan bir hadis-i şeriften öğreniyoruz.

Ebû Zer’den (r.a) rivayet edilen hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.v) Şöyle buyuruyor:

“Hiç kimse, başka bir kişiye fasık (yoldan çıkmış sapmış) diye söz atamaz, kafir diyemez. Eğer fasık dediği kimse fasık, kafir dediği kimse de kafir değilse, bu sıfatlar muhakkak onları söyleyen kimseye döner.” (Buhari,Edeb,44)

Bu hususta diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:

“Bir kimse din kardeşine kafir derse, bu söz ikisinden birine döner.” (Buhari, Edeb, 73/Müslim, İman, 111)

Yani bir Müslüman din kardeşini fasık veya kafir olmakla suçlarsa, suçladığı kimse gerçekten öyle olsa bile onu suçlayıp teşhir etmek caiz değildir. Eğer fasık dediği kimse fasık değilse kendisi fasık olur, kafir olduğunu iddia ettiği kişi kafir değilse, bu söz geriye dönerek söyleyenin kafir olmasına sebep olur. Çünkü o, bu sözle bir müminin kafirliğine hükmetmiştir. Hükmettiği kişi gerçekten kafir değilse, kendisinin küfrüne hükmetmiş olmaktadır. Böyle bir suçlama ise bir Müslümanın kendi kendine yapacağı çok büyük bir kötülük olur. 

Bu konuda başka bir hadiste de şöyle buyrulmuştur:

“Her kim bir adama: Ey kafir veya Allah’ın düşmanı der de o adam dediği gibi değilse, o sözler bunları söyleyene döner.” (Müslim, İman, 112)

O halde Müslümana düşen, başkalarında gördüğü kötü davranışları yayarak onları üzmek değil, öğüt vermek ve yapıcı bir şekilde uyarıda bulunmaktır. 

Bir Müslümana kafir demek son derece sakıncalıdır. Çünkü başkasının kafir olmasına razı olmak demektir ki bu, bir Müslüman için düşünülemez. Kaldı ki bir Müslümanın kafirliğine hükmetmek çok zordur.

Şöyle ki; bir Müslümanın kafir olduğunu gösteren birçok ihtimal yanında kafir olmadığını gösteren bir ihtimal de varsa, o kimsenin kafir olmadığı tercih edilir. 

Hatta bir kimsede bulunan yüz ihtimalden doksan dokuzu kafir olduğunu, bir ihtimal de kafir olmadığını gösterse, yine o kimsenin Müslümanlığına hükmedilir

Bir kimsenin yaptığı ibadetlerle gösteriş yaparak başkalarına karşı üstünlük taslaması da doğru değildir. 

Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:

“Kendinizi temize çıkarmayın, çünkü O (Allah), kötülükten sakınanı daha iyi bilir.” (Necm Suresi, ayet 32) buyrulmuştur.

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki:

“Bir adam; vallahi Cenâb-ı Hakk falan kişiyi affetmez, dedi. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah:

“Falan kimseyi affetmeyeceğimi kim temin edebilir? Muhakkak ki ben o adamı bağışlar, senin amelinin sevabını da iptal ederim.” buyurdu. (Müslim,Birr,137)

Başkalarını kötülemek, onların kusur ve hatalarını teşhir ederek kendini temize çıkarmak doğru olmadığı gibi, Allah’ın kimi affedip kimi affetmeyeceği hususunda hüküm vermek de kimsenin yetkisinde değildir. Müslüman, başkalarının kusurları ile meşgul olmamalı, kendi kusurlarını düzeltmeye çalışmalıdır.

Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı İlmihali / Lütfi Şentürk, Seyfettin Yazıcı

Müslüman Aile Bireylerinin Birbirlerine Karşı Vazifeleri Nelerdir?

Yorum bırakın

baba, anne ve bebek eli iç içe

Aile hayatı, bir toplumun başlangıcıdır. Müslümanlıkta aile teşkilatı pek önemlidir. Aile fertleri, başlıca karı ve kocadan ve bunların çocuklarından ibarettir. Bunların karşılıklı vazifeleri ise şunlardır:

1-Kocanın Başlıca Vazifeleri: Hanımı ile güzel geçinmek, onu himaye etmek, onun nafakasını temin ederek kendisine sadakattan ayrılmamaktır. Bir hadis-i şerifte:

“Sizin hayırlılarınız, kadınları hakkında hayırlı olanlarınızdır.” Buyurulmuştur. (Tirmizi, İbni Mace)

Diğer bir hadis-i şerifte de:

“Kadınlara ancak kerim olanlar ikram, kötü olanlar da ihanet eder.” buyurulmuştur. (Keşfül Hafa)

2- Kadınların Başlıca Vazifeleri: Kocasının meşru emirlerini tutmak, onun namusunu, haysiyetini koruyup haline kanaat etmek, israftan kaçınmak, ev hanımı olacak bir vaziyette bulunmaktır. Mutlu bir halde yaşamanın birinci yolu budur.

3-Çocukların Babalarına, Analarına Karşı Başlıca Vazifeleri: Onlara hürmet ve itaat etmektir. Kendilerini senelerce bir muhabbet ve şevkatle kucaklarında beslemiş bulunan babalarına, analarına karşı “of” demeleri bile caiz değildir. Babasına, anasına bakmayan, onların meşru emirlerini dinlemeyen, onların ihtiyaçlı zamanlarında yardımlarına koşmayan bir çocuk hayırlı evlat olmak şerefinden mahrum kalır, toplumun fertleri arasında kıymetli bir uzuv sayılamaz. Hak Teâlâ’nın azabına müstehak olur.

Babalar hürmet, analar da yardım etmek bakımından önceliklidir. Bununla beraber ananın hakkı, babaya göre iki kattır. Bir hadis-i şerifte:

“Cennet anaların ayakları altındadır.” Buyurulmuştur. (Keşful Hafa, Nesâi, Beyhaki)

Hayırlı çocuklar yalnız babalarına değil, belki onlardan sonra onların dostlarına, kabirlerine de hürmette kusur etmezler. Çünkü bu hürmet de babaya anaya hürmet kısmındandır.

4- Babaların Ve Anaların Çocuklarına Karşı Başlıca Vazifeleri: Dünyaya gelmelerine sebep oldukları bu yavrularını güçleri yettiği ölçüde beslemek, terbiye etmek, okuyup bir kazanç yoluna sevketmektir.

Baba ile ana, çocuklarına karşı eşit derecede davranmalı, çocukları bakıp okşamak hususunda eşit tutmalıdır ki, aralarında bir gücenme, bir rekabet duygusu meydana gelmesin..

Ana ile baba, çocuklarına merhamet ile muamele yapmalı, kendilerini isyana sevk etmeyecek tarzda terbiyeye çalışmalı ve kendilerine karşı güzel bir fazilet örneği halinde bulunmalıdırlar. Dokuz yaşına giren çocuklarını kendi yataklarından ayırmalı, on üç yaşına girdikleri halde namaz kılmayan çocuklarını hafifçe dövmeli, on altı yaşına giren çocuklarını da mahzur yok ise evlendirmeye çalışmalıdır. Salih çocuklar Hakk’ın birer kıymetli ihsanı demektir.

5-Kardeşlerin Başlıca Vazifeleri: Birbirini sevmek, birbirine yardım edip hürmet ve şevkatte bulunmaktır. Kardeşlerin aralarında pek kuvvetli bir bağlılık vardır. Bunu daima korumalıdır. Hele büyük kardeşler, baba ve ana yerindedirler. Bunlara karşı büyük bir saygı göstermelidir.

Maddi bir menfaat yüzünden birbirine düşman kesilen kardeşler, iyi ruhlu kimseler sayılmaya layık olamazlar. Birbirine tutkun olan kardeşler, hayatta daima muvaffak olurlar.

Şunu da ilave edelim ki, hizmetçiler de aile efradından sayılırlar. Bunlara karşı da lütuf ile, gönül alıcı muamelede bulunmalıdır, kendilerine güçleri yetmeyecek işleri yüklememelidir.

Hizmetçiler de insanlık bakımından efendilerine müsavidirler. Bunların da mümkün mertebe terbiyelerine, güzelce yaşamalarına dikkat edilmelidir, kusurlarını affederek kendilerini güzel bir tarzda islaha çalışmalıdır..

Kaynak: Büyük İslam İlmihali / Ömer Nasuhi Bilmen (r.a)

Müslüman Kardeşinin İhtiyacını Görmenin Sevabı

Yorum bırakın

Müslüman Kardeşinin İhtiyacını Görmenin Sevabı

Hz.Enes(r.a)’ten rivayet edilmiştir,dedi ki:

Rasûlullah(s.a.v)Efendimiz buyurdular ki:

***Bir kimse,Müslüman kardeşinin bir ihtiyacı için yürüse,adımı başına Allahu Teâla o kişiye yetmiş sevap yazar,ayrıldığı yere dönünceye kadar da yetmiş günahını siler.Onun eliyle Müslüman kardeşinin hacetini yerine getirirse günahlarından arındırır,anasından doğduğu gündeki gibi olur.Bu arada ölürse,hesap görmeden cennete girer.

Hadis Kaynak:Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ

Sokakta Yemek Yemek,Hayattan Bazı Kesitler

2 Yorum

Sokakta Yemek Yemek,Hayattan Kesitler

Hayattan bazı kareler:

***Bir otobüs durağı..Okul yeni dağılmış,belli.Ancak durakta fazla öğrenci yok,anlaşılan ilköğretim,ya anneleri gelip alıyor,ya da servisle evlerine gidiyorlar.Ama bir yavrucak var durakta,5. veya 6.sınıf öğrencisi olmalı,muhtemelen evi yakın değil ve kıyafetinden anlaşıldığı kadarıyla ailesinin servis parası verecek imkanı da yok.Hayatı erken tanıyanlardan,eve otobüsle gidecek..Okuldan yeni çıkmış,karnı da kim bilir nasıl acıkmıştır..Yanlış görüyor olabilir miyiz acaba gördüklerimizi?Yok yok,doğru maalesef! Bir kadın ve bir erkek durakta bekliyorlar,ellerinde bir torba muz var,yiyip yiyip kabuğunu da yere atıyorlar!Çocukla aralarında en fazla 1 metre var,çocuk gözlerini yere dikmiş bakıyor,yutkunuyor..İyi de çocuğum bakmamayı başardın da,dibindeki kokuyu duymamayı nasıl başaracaksın?Bilirim karnın aç,ne olsa canın çeker şimdi..Sen onların kusuruna bakma ne olur..

***Çocuk sokakta tutturuyor:

-Ne olur canım çok çekti,cips alalım..

-Ama yavrum biliyorsun ki bir Müslüman sokakta,herkesin canını çektire çektire yemek yemez.Alalım,eve gidince ye olur mu?

-Noolur,şimdi alalım,bu seferlik sokakta yiyeyim..

Cips alınır,çocuk paketi açar yeni yemeğe başlamıştır ki,kendisine bakan bir çift gözle karşılaşır.Olabilecek en küçük yaşta,çöplerden ekmeğini çıkaranlardandır gözün sahibi.Yutkunur ve başını çevirir hemen.Çocuk elindeki cipsle kalakalır,ağzındakileri güçlükle yutar ve dönerek:

-Deminki bakkala tekrar gidebilir miyiz?

-Tabii yavrum hayırdır,ne oldu ki?

-Hiiç,bir şey alacaktım da..

Bakkala giderler.Çocuk bir paket cips alır,diğer yavrucağın yanına gelirler.Çocuk hem yeni aldığı paketi,hem de içinden 1 veya 2 tane ancak ağzına attığı kendi paketini uzatır ve:

-Buyur kardeşim,der..

Cipsi alanın gözlerindeki mutluluk görülmeye değer…Şaşkınlıkla ve memnuniyetle teşekkür eder.İki taraf da mutludur..Sonra ne mi olur?

O gün çocuk neden dışarıda yemek yenilmemesi gerektiğini anlar ve bir daha Allah’ın izniyle bu isteği içinde taşımaz..

Rasûl-i Ekrem(s.a.v)Efendimiz,hadis-i şeriflerinden birinin bir bölümünde şöyle buyuruyor:

***”Çocuğunun eline yiyecek bir şey verip sokağa salmayacaksın.Olur ki,aynı şeye komşunun çocuğu nail olamaz da bu yüzden arada düşmanlık peyda olur.”(Hadis Kaynak:İlahi Nizam/İmam-ı Gazali)

Allah’a emanet olunuz..

%d blogcu bunu beğendi: