Cenâb-ı Hak Hazretlerinin Sevdiği Kullarına Tecellisi Şu Şekillerde Olur

Yorum bırakın

beyazlı lila lale

Cenâb-ı Hak Hazretleri sevdiği kullarına tecelli eder. Bu tecelli şu şekillerde olur:

Sıfat tecellisi: Renk çeşitleriyle.

Esmâ tecellisi: Esmâü’l-hüsna ile.

Eşya tecellisi: Bildiğimiz eşya üzerinden.

Ef’al tecellisi: Bilinmeyen bir halden.

Eşcar tecellisi: Ağaçtan.

Böyle tecellilere mazhar olan büyük insanlara sevgi ve muhabbet olur, fakat rabıta olmaz. Bunların dışında sadece zat tecellisine mazhar olan kadri yüce kullara rabıta olur. Allahu ehad gibi. Musa Aleyhisselâm’a olunan tecelli önce eşya tecellisi idi. Akabinde zat tecellisi de oldu. Eğer Musa Aleyhisselâm, Allahu Teâlâ’yı görmekte ısrar ederken Hz. Allah karşıki dağa bak demeseydi, Musa Aleyhisselâm sayha etmezdi. O zaman dağ yerinde kalırdı. Zatıyla tecelli edince dağ tuz buz oldu.

Kişinin evliyayı görmesi ibadet ve taatinin artmasına vesiledir.

Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Cenâb-ı Hakk’ın İfade Edemeyeceğimiz İlahi Tecellileri Mevcuttur

Yorum bırakın

bahar dalı

Cenâb-ı Hakk’ın ifade edemeyeceğimiz tecelli-i ilahileri mevcuttur. Kamil insanlara ve eşyaya olan tecellisi bunlardandır. Cenâb-ı Hakk’ın eşyada olan tecellisinin en güzel örneği Hz. Musa (as) ile ilgili olan şu hadisedir:

“Ne zaman ki, Musa mikatımıza geldi, Rabbi ona kelamıyla ihsanda bulundu. (Musa) şöyle dedi: ‘Ey Rabbim, bana cemalini göster, sana bakayım.’ Rabbi ona buyurdu ki: ‘Beni katiyen göremezsin; lakin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sonra sen de beni göreceksin.’ Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi. Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince: ‘Sen Sübhân’sın! Tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim.’ dedi.” (A’raf Sûresi, ayet 143)

Yine Cenâb-ı Hak Hz. Musa’ya bir ağaçtan şöyle hitap etmiştir:

“Ey Musa, papuçlarını çıkar; çünkü sen Mukaddes Vadi’de, Tuvâ’dasın.” (Tâhâ Sûresi, ayet 12)

Bu ayet-i kerimelerden çıkan netice şudur: 

Hz. Allah (cc), dağa ve ağaca tecelli ettiği gibi, eşref-i mahluk olarak yarattığı insana da elbette ki tecelli ve nazar eder. Nitekim Hz. Peygamber (sav) Efendimiz: “Allah şüphesiz sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; ancak amellerinize ve kalplerinize nazar eder.” (İbni Mâce, c.2, s.1388, Zühd, h.4143) buyuruyor. İşte evliyâullah o kimselerdir ki, Allah (cc) onların kalplerine tecelli ve nazar etmiş, onları bahtiyar kılmıştır. Hal böyle olunca Cenâb-ı Hakk’ın zat sıfatına mahsus tecellisiyle müşerref kıldığı mürşid-i kamile yapılan rabıta; onun etine kemiğine zahirine değil, bilakis ondaki tecelliyedir.

Bu durum şuna benzer: Bütün müminler namaz için Beytullah’a yönelip secde ederler. Malum olduğu üzere Beytullah taştan ve topraktan yapılmıştır. Beytullah ortadan kaldırıldığında bütün müminler birbirine secde yapıyor gibi görünür. Oysa Allahu Teâlâ: “Yüzünü Mescid-i Haram’a çevir.” (Bakara Sûresi, ayet 144) diye emir buyuruyoe. Zira orada Beytullah’a Hak Teâlâ’nın daimi bir tecellisi vardır. İşte müminlerin secdesi Beytullah’ın taşına ve toprağına değil, Cenâb-ı Hakk’ın emrine ve oradaki zat tecellisinedir.

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Görüldükleri Zaman Allah’ı (cc) Hatırlatan Kullar

Yorum bırakın

renkli laleler

Resûl-i Ekrem (sav) buyuruyor ki:

“Allah’ı kullarına sevdirin ki, Allah da sizi sevsin.” (Fethu’l-Kebir, h.5786; Camiu’l-Ehadis ve’l-Merasil, h.11167)

Cenâb-ı Hakk’ın zat sıfatının tecellisine mazhar olmuş evliyaya yapılan rabıta “Görüldükleri zaman Allah’ı hatırlatırlar.” hadis-i şerifi gereğince Cenâb-ı Hakk’ı hatırlatır. Yine “Onlar Allah’ı zikretmek için toplanan kimselerdir.” (Müsned, c.3, s.142) hadis-i şerifi sırrınca da sözleri, özleri, hal ve hareketleri güzel olan, kendilerini sevenler için de güzel örnek teşkil eden insanlardır. Cenâb-ı Hak böyle insanları işaretle şöyle buyuruyor:

“Haberiniz olsun ki, Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Onlar iman edip takvaya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjdeler vardır. Bu, en büyük saadetin ta kendisidir.” (Yunus Sûresi, ayet 62-64)

Bu ayet-i kerimeler nazil olduğu zaman Hz. Peygamber (sav)’e sordular:

“Ey Allah’ın Resûlü, bu sözü edilen veliler kimlerdir?” Resûl-i Ekrem (sav) cevaben buyurdular ki:

“Onlar öyle kişilerdir ki, görüldüklerinde Allah’ı hatırlatırlar ve onları gören Allah’ı hatırlar.” (Taberi, Saad b. Cübeyr’den, Camiu’l Sağir Şerhi, Feyzu’l-Kadir, c.2, s.528)

O halde onları gören nasıl Allah’ı hatırlıyorsa, onları rabıta ile tahayyül eden de öylece Allah’ı hatırlar. Onları seven Resûlullah efendimizi sever. Resûlullah efendimizi seven Allah’ı sever. Onlarla oturup kalkan onlar gibi evliya olur. Bu sayede Hz. Peygamber’e ulaşır. Oradan da sevgililer sevgilisi Hz. Allah’a vasıl olur. Kudsi hadiste Allahu Azimüşşan buyuruyor ki:

“Ben (kulumu) sevince, artık onun işiteceği kulağı, göreceği gözü, (şiddetle) tutacağı eli ve yürüyeceği ayağı olurum. Eğer benden bir şey isterse, onu muhakkak veririm. Bana sığınırsa, muhakkak onu himaye ederim.”  (Buhari, c.7, s.190, Rikak 38; Müsned, c.6, s.256)

İşte rabıta yapan kişi, kendi varlığını bir yana bırakıp bu hadis-i kudsinin sırrına ermiş olan mürşidinin varlığına bürünür. Sanki ortada olan kendi değil de odur diye düşünerek onun el ve dili ile Hakk’a yalvarmış olur.

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Sıfat, Ef’al, Eşya Ve Eşcar Tecellisi

Yorum bırakın

Subhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilahe illallahu vallahu ekber ve güller

Allahu Azimişşan’ın sıfat, ef’al, eşya ve eşcar tecellilerinden herhangi birini müşahede eden ulu insanlara sevgi beslenir, ama rabıta yapılmaz. Hak Teâlâ hazretleri kuluna böyle tecelli edince ondan kulluk vazifesini gereği gibi yapnasını ve kulluk makamına da sımsıkı sarılmasını ister. O zaman imdada Kur’an cevap verir:

“Ey inananlar! Allah’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah-akşam tesbih edin.” (Ahzab Sûresi, 41-42). Ayet-i kerimedeki sabah-akşam ifadesi, bütün vakitlere şamildir. Tesbih ve zikir öncelikle “Subhanallah”, “Elhamdülillah”, “Lâ ilâhe illallah”, “Allahuekber” ve “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” ifadeleriyle yapılır.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Müminin Kalbi Melekut Hazinelerinden Bir Hazinedir

Yorum bırakın

çiçekten kalp

Allahu Teâlâ, hakikati kişinin kalbine koymuştur. Sonra da o hakikati nefsani sıfatlarla örtmüştür. Eğer bir kimse nefsani sıfatlarını kalbinden ayırıp atar ve kalbine teveccüh ederse kendi hakikatini bilir. Kendi hakikatini bildikten sonra Allah’ını da bilir. Eğer bir kişi kalbine teveccüh hususunda ısrar etse kendi hakikatini keşfeder. Hakikatini keşfettiği zaman ise Allah Teâlâ’nın esrarı o kişiye tecelli eder. Bilinmelidir ki, müminin kalbi melekût hazinelerinden bir hazinedir. Allah o hazineye lefâifi, vahdet envârını ve rubûbiyet esrârını koymuş ve sonra da onlara havâtır, nefis, vesvese ve şeytanı musallat etmiştir. Eğer bir kimse kalbini bu musallat olan şeylerden kurtarır ve tertemiz edip basiret gözü ile kalbinin hakikatine nazar ederse, gönül hazinelerinden olan letâif, envâr ve esrâr o kişiye elbette aşikâr olur. Ardından tecellileriyle Allah o kulunu mükerrem ve muhterem kılar.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Rabıta, Velayet Makamı, Tecelli Ve Keramet Hakkında Bilgiler

Yorum bırakın

gül yolu

Rabıta sabit bir vasıftır. Peygamberlere bir ilham olarak gelen ilahi güç onda sabitleşir. Fakat velayet makamında böyle bir sabitlik yoktur. Yanıp sönen bir ışık gibidir. Gelir gider, bir kararda durmaz. O tecelli geldiğinde bir insan onu yakalayabilse, hangi yönde bir talepte bulunsa o isteği yerine gelir; ama o hal bir an meselesidir. O anı yakalayabilen kişi velilik isterse velayeti, dünyalık isterse dünyalığı kazanır. Bu, kişiye mahsus bir haldir. Bununla ilgili öyle haller vardır ki, halk bunları anlamakta zorluk çeker. Çünkü ispatı yoktur. Mesela keramet fevkalade bir hal olarak bunlardan biridir ve manevi bir ilimdir; ama muhteviyatı bilinemediğinden, kizbi ile sıdkı, yani gerçek olup olmadığı anlaşılıp izhar edilemediğinden ilimden sayılmamıştır. Ancak keramet keyfi de değildir. Dini, nefsi ve memleketi muhafaza gibi hususlarda Cenâb-ı Hakk’ın izin verdiği, verilen izin nispetinde zuhur edeceği, bunun dışına çıkılamayacağı da unutulmamalıdır.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Kâbe’deki Zat Tecellisinin Nurları

2 Yorum

Kabe'de yağmur

Beytullah’ın özelliklerinden biri de temeli atıldığı günden bu tarafa Cenâb-ı Vücud Hazretleri’nin Kâbe’nin iki köşesine (Hacerü’l-Esved ve Rükn-i Yemânî) zat nuruyla tecelli etmesidir. Bu tecelli nuru, kıyamet gününe kadar kesintisiz devam edecektir. Bundan dolayı Kâbe, bütün müminlerin kıblegâhı olmuştur.

İkincisi ise Medine-i Münevvere’den gelen Peygamber Aleyhisselâm’ın nübüvvet nurudur. Bu nur, Umre Kapısı cihetinden yatık olarak gelir. Altınoluk’tan yukarı yükselir, ikinci kat semada diğer tecelli nurlarıyla birleşir. Arş’tan yukarı Hz. Allah’a gider.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Allahu Teâlâ (c.c)’nın Kaç Çeşit Tecellisi Vardır?

2 Yorum

deniz manzarası

Allahu Zülcelâl vel-kemâl hazretleri şerefli kullarına bazı tecellilerde bulunur. Bu tecellileri kısace şöyle belirtebiliriz:

Sıfat Tecellisi: Renk çeşitleriyle olan tecellilerdir. Cenâb-ı Hak, kuluna yeşil, siyah, sarı, mavi gibi çeşitli renklerle geçici olarak tecelli eder. Renklerin farklılığı, kulun tecelliyi hazmetmesi, şaşırmaması ve tenakuza düşmemesi içindir. Bu tecellilerin değişik renklerde müşahede olunması ise saliklerin hallerine göredir.

Esmâ Tecellisi: Esmâü’l-hüsnâ (Allahu Teâlâ’nın güzel isimleri) ile tecelli olur. İmam Âzam hazretlerine olduğu gibi. Fukaha der ki: İmam Âzam’ın, Cenâb-ı Hakk’ı rüyasında doksan dokuz defa gördüğünü söylerler. Hayır, o Cenâb-ı Hakk’ı değil, doksan dokuz esmânın tecellisini görmüştür.

Eşya Tecellisi: Allahu Teâlâ kullarına çevremizde var olan, bilinen eşyadan tecelli eder. Bu tecelli gelip geçicidir, sabit değildir. Nasıl ki rüyada görülen şey unutulur, geriye bir hayal kalır, ne olduğu anlaşılmaz. İşte eşya tecellisi de böyledir. Eşcâr tecellisi, yani Musa Aleyhisselâm’a ağaçtan tecelli olunması da bu kısma dahildir. Bu tür tecelli de geçicidir.

Ef’al Tecellisi: Allahu Teâlâ bir kuluna bilinmeyen bir halden, bilinmeyen bir şeyden tecelli eder. Bu durumda “Bilinmeyen bu hal nedir” diye kişi araştırmaya kalkışır, bulamaz; bulamadığı için de bu hal kendisinden gider.

Zat Tecellisi: Cenâb-ı Hakk’ın “Subhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allahuekber” gibi zatına mahsus hususi isimleriyle ve ayetleriyle tecelli etmesidir. Bu türden tecelliye mazhar olan salih kullara rabıta yapılabilir. Çünkü bu tür tecellilerin tesiri kalıcıdır. O kul emrolunduğu gibi yaşar, emrolunduğunu yapar. Allahu Teâlâ’nın her emrine mutîdir. Rasûlullah (s.a.v)’ın sünnetine tâbidir. Sırat-ı müstakimden kıl kadar sapmaz. Adeta yaşayan Kur’an’dır. Allah (c.c)’ın emrettiklerini yapar, nehyettiklerinden sakınır. Yaşayışıyla ve sözleriyle Cenâb-ı Hakk’ın emir ve yasaklarını kullarına tebliğ eder. Mahlûkatına karşı da engin bir merhamet sahibidir.

Evliyâullahtan bir zata Cenâb-ı Hak; sıfatlarından, ef’alden, eşyadan, esmâdan tecelli etse, bu tecellilerin geçiciliği ve devam etmemesi sebebiyle o kişiye rabıta olmaz. Eğer bu tecellilerden dolayı rabıta yapılsa, o zaman hem puta tapılmış gibi olur, hem de fitneye sebebiyet verilir. Eğer bir insan kendinde bu haller ve makamlar olmadığı halde kendisine rabıta yapılmasına izin verirse – Allah muhafaza – rabıta eden de ettiren de hüsrana uğrar, içinden çıkılmaz hallere düşer.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Sevilenlerin Durumundaki Farklılık/İbn-i Arabî ks

Yorum bırakın

Ya Rab

“Allah’ın her sevilende başkasına ait olmayan bir tecellisi vardır.”

İbn-i Arabî (k.s)

Kaynak: Fütûhât-ı Mekkiyye , cilt 8, syf.285

Mürşide Tâbi Olmak İnsana Ne Kazandırır?

Yorum bırakın

sadık ol

Mürşide tâbi olmak, Cenâb-ı Hakk’ın yüce tecellilerine ulaşmaya vasıta olur. Bu da mürşidin sohbetlerine, derslerine, vaazlarına devam etmekle ve verdiği evrâd ve ezkârın yerli yerinde yapılmasıyla mümkündür.

Cenâb-ı Hakk’a vasıl olmak zorlu bir mücadeleyi gerektirir. Tehlikeli vadileri selametle aşmak tek başına mümkün olmaz. Yalnız gitmenin imkanı yoktur. İman cevherini muhafaza etmek ehlullahın rehberliğiyle mümkün olur.

Ey mümin kardeş! Her halükârda sana Hak yolunu gösterecek, Cenâb-ı Hakk’a vuslata ermiş, Resûlullah’ın naibi bir mürşidi kamili ara. Hüsnü niyetle hareket edecek olursan Cenâb-ı Hak elinden tutacak ve seni maksadına eriştirecek bir kâmile muvaffak edecektir.

Kâmil kulluk, temiz yaratılışını marifetullaha muvaffak kılmaktır. Bir mümin için Hz. Allah (c.c)’a ibadet ve kulluk gibi sermaye, saadet ve marifetullaha ermek gibi şeref ve meziyet olamaz. Marifetullahın hâsıl olması, edeplere ve rükünlere dikkatle kulluğun yerine getirilmesine bağlıdır. 

Mükellef olanın fiillerine taalluk eden bedeni ve mali ibadetler farz, vacip, sünnet, müstehap ve âdab olmak üzere beşe ayrılır. Farzı vacipler tamamlar. Vacibi sünnetler, sünneti müstehaplar tamamlar. Müstehapları da edepler kemale erdirir. Bunların mükemmel olması ise terbiyeye muhtaçtır. Terbiye de ancak kâmil mürebbi ile kaimdir. 

Cenâb-ı Hak muvaffak kıla. (Amin)

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

%d blogcu bunu beğendi: