Zikir Meclisindeki Melekler

Yorum bırakın

nur yağmuru

Abdullah b. Ömer (ra):

“Ya Resûlallah! Zikir meclislerinin ganimeti nedir?” diye sordu. Efendimiz (sav) de cevaben buyurdu ki:

“Zikir meclislerinin ganimeti cennettir, cennet.”

Hadis Kaynak: Müsned, Ahmed b. Hanbel, c.2, s.177; et-Terğib ve’t-Terhib, c.2, s.405

Resûlullah (sav) buyuruyor ki:

“Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın meleklerinden gezip dolaşanlar vardır. (Bunlar) yeryüzündeki zikir meclislerine iner ve orada dururlar. Siz de bu cennet bahçelerine girip faydalanınız.” 

“Ya Resûlallah, cennet bahçeleri nerededir?” dediler.

(Allah Resûlü) buyurdu ki:

“Zikir meclisleridir. Sabah ve akşam zikrullah içinde olunuz. Nefsinize ve birbirinize Allah’ı hatırlatınız. Bir kimse Allah katındaki değer ve derecesini bilmek isterse, Allahu Teâlâ’nın kendi yanındaki değer ve derecesinin nasıl olduğuna baksın. Şüphesiz ki, Allah kuluna, kulunun Allah’a değer verdiği kadar değer verir.”

Hadis Kaynak: Et-Terğib ve’t-Terhib, c.2, s.405, Taberanî, Bezzâr, Hakim, Beyhaki’den..

Kaynak Kitap: Miftâhu’r-Rüşd

Kainattaki Bütün Atomların Bir Kalp Gibi Atması

Yorum bırakın

kafa dinlemek

Allahu Teâlâ buyurur ki:

“Rabb’inin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin ve korumamız altındasın. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et.” (Tur Sûresi, ayet 48)

“Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et.” (Tur Sûresi, ayet 49)

“Yedi kat gök, yerler ve buralardaki varlıkların tümü O’nu tesbih eder, noksanlıklardan uzak olduğunu dile getirirler. Kainattaki her varlık, O’nu överek tesbih eder; fakat siz bu varlıkların tesbihlerini anlayamazsınız. Hiç kuşkusuz O, kullarına karşı yumuşaktır, affedicidir.” (İsra Sûresi, ayet 44)

Bu ifade, bu koca kainatta bütün atomların bir kalp gibi attığını göstermektedir. Allah’ı noksan sıfatlardan uzaklaştıran ifadelerle coşkun bir ruh halinde O’na doğru harekete geçmektedir. Bir de bakmışsın ki, bütün bir kainat hareket ve hayat içindedir. Yine bir de bakmışsın ki, varlığın tamamı sevinç ve mutluluk içinde tek ses olarak O’nun adını yüceltmekte, Allah’a doğru bir saygı içinde yükselmektedir.

Kişi bu olayı zihninde canlandırdığında, onun eşsiz bir kainat tablosu olduğunu görecektir. Bütün taşlar ve çakıllar, tohumlar ve yapraklar, çiçekler ve meyveler, bitkiler ve ağaçlar, böcekler ve sürüngenler, insanlar ve hayvanlar, yeryüzünde bulunan bütün canlılar, suda yüzen ve havada uçan bütün canlılar, bunların yanında göğün sakinleri…Evet, bütün bu varlıklar, Allah’ı noksan sıfatlardan uzak görmekte ve yüceliği için de O’na yönelmektedirler.

Mümin nefsini terbiye edip ruhunu arındırdığında, hareket halinde bulunan veya yerinde duran varlıklara kulak verdiğinde, onların bir ruh ile canlandıklarını ve Allah’ı tesbihe yöneldiklerini görecektir. Bu da ruhları yüceler alemi ile irtibata geçirir.

“O, kullarına karşı yumuşaktır, affedicidir.”

Burada yumuşaklığın ve bağışlanmanın söz konusu edilmesi Allah’a övgü ile tesbihte bulunan bir kainat kervanı içinde insanın yanlışlıklar yapabileceğini ve kusurlar işleyeceğini ortaya koymaktadır. Kainat böyle bir ruh ile donanmışken insanlar inkar içindedir, onların içinden bazıları da Allah’a ortak koşmaktadır. Ne yazık ki insanoğlu O’na övgüde bulunmak ve O’nu noksan sıfatlardan arındırmaktan çoğu zaman habersizdir. Eğer Allah’ın yumuşaklığı ve bağışlayıcılığı olmasaydı, bütün insanlar üstün ve iktidar sahibi birinin kıskıvrak yakalanışı gibi yakalanırlardı. Fakat O, insanlara zaman tanımakta, kulluğunu hatırlatmakta, öğüt vermekte ve onları sakındırmaktadır.

“Şayet doğru yolda gitselerdi, onlara bol su verirdik. Bu hususta kendilerini denememiz için, kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Rabb’in) onu gitgide artan çetin bir azaba uğratır.” (Cin sûresi, ayet 16-17)

“Ey inananlar! Allah’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah-akşam tesbih edin.” (Ahzâb sûresi, ayet 41-42)

“Artık siz beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.” (Bakara sûresi, ayet 152)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Ey Allah’ın Kurbiyetine (Yakınlığına) Talip Olan Kişi!

Yorum bırakın

nasip

Ey Allah’ın kurbiyetine talip olan kişi! 

Susuzluktan yanıp kavrulan akılların vardığı en tatlı pınar zikir ve tevhid pınarıdır.

Kalpleri saran en hoş esinti, Allahu Teâlâ’ya aşinalık esintisidir.

Allah ile gizliden konuşmanın tadından zevk almak, ruhların telezzüz ettiği zevklerin kadehleridir.

Yüce Allah’ı zikretmek, akıl iltihaplarının ilacıdır.

Allah’a hamd incileriyle, ancak gönüllere takılan sır taçları süslenir.

O’nun şükür kokusu ancak ruh elbiselerinin ceplerine siner.

O’nu övme gülü, ancak O’nun mümin kullarının dillerinin ağaçlarında açar.

Rabbi’ni, O’nun güzel yaratmasının diliyle zikredersen sen gerçekten zakir olursun!

O’nu kalbinle zikredersen, seni rahmetine yaklaştırır.

O’nu sırrınla zikredersen seni kudsiyet makamlarına ulaştırır.

O’nu sevmede samimi olursan, ihsanının kanadıyla seni “Hak meclisine” taşır.

Bir an olsun O’nu zikretmeye ara veren, O’nun cemâlinin kadrini bilemez.

Sır gözüyle başkasına dönüp yönelen, O’nun vahdâniyetinin ezeli olduğunu göremez.

Zikir rüzgarı, zakirlerin ruhlarına doğru esen, rahmet bahçesinin hoş kokulu esintisidir.

O’nun çılgına çeviren hoş kokularından dolayı, beden kafeslerindeki ruhlar titreyip sarsılır, akıllar mahlûkat bostanlarında dans eder, sırlar coşup kendilerini kaybetmiş olarak vecd göllerine dalar, ünsiyet bülbülleri gönüllerde gizleneni söyler ve şiddetli üzüntüden dolayı kendilerinden geçerler.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Vakt-i Zikir

Yorum bırakın

Hayy Allah (c.c)..

Kalpler Ancak Allah’ın Zikriyle Huzura Kavuşur

Yorum bırakın

Estağfirullah ve tesbih

Rasûlullah (s.a.v) buyuruyor ki:

“Allah’ı anmaya (zikre) muvaffakiyet, Allahu Teâlâ’nın bir nimetidir. Artık o nimetin şükrünü ifa ediniz.” (Hadis Kaynak: Camiu’s-Sağır, h.4351, Kenzu’l-Ummâl, h.1749)

Ra’d Sûresinin 28. âyetinde iman eden insanların özellikleri anlatılırken: “Onlar iman eden ve kalpleri Allah’ın zikriyle huzur bulan kimselerdir. Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzura kavuşur.” buyrulmaktadır. Allah’ı zikirden maksat her yerde her zaman Allah’ı anmak, O’nu hatırlamaktır. Görüldüğü gibi âyet-i kerime kalplerin Allah’ı anmakla yatıştığını, huzur bulduğunu bildirmektedir. Bu, insan için elbette her şeyden daha büyük bir nimettir.

O Allah ki, her başlangıç ve sonuç O’na dayanır. Her şey O’nda son bulur. O’ndan önce kimse yoktur, sonra da kimse olmayacaktır. Her şeyde etkili olan; fakat etkilenmeyen O’dur.

Akıl, mantık, duygu, düşünce, ümit, heyecan ancak O’nu anmakla mutmain olur ve kemalini bulur. O’ndan başka hiçbir şey insanın en küçük bir hissiyatını dahi tatmin edemez.

Allah’ı zikreden insan bütün arzu ve emellerin, dilek ve maksatların dönüp dolaşıp O’na dayandığını bilir. O’ndan daha yüksek veya ikinci bir merci daha yoktur ki O’na yönelelim. Her şeyin dizgini O’nun elinde, her şeyin anahtarı O’nun yanındadır. O’nu bulan her arzusuna kavuşur. O’nu bulamayan da hiçbir şey bulamaz. Bulsa da başına bela olur.

İnsan ruhu dış çevrede, sebepler arasında boğulma derecesine gelirken, Allah’ı zikretmekle manen teneffüs eder. O’nun eserlerini inceleyip tefekkür ederek hayrete düşer, ruhunu yatıştırır.

Zikretmek adeta ölü ruhları canlandıran bir iksirdir. O iksir canlara can katar.

Allah’ı her halükârda zikreden insan, zikrin verdiği manevi zevki her an hisseden insandır. İnançsız veya zikirsiz insan bu nimetten faydalanamaz.

Allah’ı zikir aynı zamanda O’nun verdiği sayısız nimetlere karşı bir şükran ifadesidir. O halde varlığını, birliğini hissettirdiği, sayısız nimetlerle bize kendini tanıttığı, sevdirdiği için O’nu dilimizden düşürmemekle şükretmiş olacağız.

Allahu Azimüşşan’ı kalben, ruhen ve lisanen zikretmek, pek büyük bir muvaffakiyettir. Buna nâil olmak bir inayet-i ilâhi’dir. Artık insan bunun kadrini bilmeli ve uhdesine düşen kulluk vazifelerini fiilen yerine getirmelidir.

Gaflet, insana yakışmayan bir özelliktir. Lisan ve bedeniyle ibadet, zikir ve tesbihte bulunup da kalben gafil olan kişi, zikrullahın lâhutî feyizlerinden hakkıyla istifade edemez. İbadet ve zikir edebilmek büyük bir nimet olduğundan, kulun Cenâb-ı Hakk’a daima hamd ve şükür etmesi gerekir.

Mümin, nefsine mağrur olmayıp Hâlik-i Zişân’ı düşünmeli, tevhid ve temcide çalışmalıdır. Kul kendi nefsinde Allah (c.c)’ı zikrederse muhakkak ki Allahu Azimüşşân onu melâike içerisinde zikreder. Kul, cemaat içerisinde zikrederse Allahu Teâlâ onu refik’ul a’lâ’da zikreder. Kul zikir yaptığında Allahu Azimüşşan onunla beraber olur, dua ettiğinde ona icabet eder, af talep ettiğinde mağfiret eder. Zikrullah, Allah (c.c) yolunda kılıç kırmaktan hayırlıdır.

Cenâb-ı Hakk hadis-i kutside buyurur ki:

“Ey ademoğlu! Şüphesiz ki, sen bana dua ettiğin ve benden beklediğin müddetçe sende olan günahları bağışlarım ve hiç aldırmam. Ey ademoğlu! Senin günahların semanın bulutlarına kadar ulaşsa ve sonra sen benden mağfiret dilesen, (yine) seni bağışlarım ve hiç aldırmam. Ey ademoğlu! Sen dünya dolusu günahla bana gelsen ve hiçbir şeyi ortak koşmadan bana kavuşsan, şüphesiz ki, seni dünya dolusu mağfiretimle karşılarım.” (Tirmizî, c.5, De’avat, h.3540)

“Ey ademoğlu, beni kendi kendine zikredersen ben de seni kendi yanımda zikrederim. Sen beni bir topluluk arasında zikredersen ben de seni onlardan daha hayırlı bir cemaat arasında, onlardan daha efdâl, daha ekrem olarak zikrederim. Eğer bana bir karış yaklaşırsan ben sana bir arşın yaklaşırım. Eğer bana bir arşın yaklaşırsan ben sana bir kulaç yaklaşırım. Eğer bana yürüyerek gelirsen ben sana koşarak gelirim.” (Kenzu’l-Ummâl, h.1181; Râmûzu’l-Ehâdis, s.514)

Mutlak güzelliğin sahibi olan Allahu Azimüşşan’ın cemalini arzula. Dünyadaki gerçek olmayan geçici güzelliklere meyletme. Eğer sen nefsinde gizli olarak Allah’ı zikredersen, O da seni birlik makamında hakiki olarak zikreder. Eğer sen O’nu salih kullarından bir topluluk içinde zikredersen, O da seni en yüce bir toplulukta büyük bir şekilde, aşikâre olarak veya en gizli şekilde zikreder.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Hadislerde Yer Alan Çok Sevaplı Zikirler

2 Yorum

cuma suresi

Ümmü Hânî binti Ebû Talip (r.anhâ)’ten rivayet edilmiştir; dedi ki: Peygamber (s.a.v) bir gün bana uğradı. O’na dedim ki:

“Ey Allah’ın Resûlü, ben artık ihtiyarladım ve zayıf düştüm. (Veya ben O’na uğradım da bunu söyledim.) Bana oturarak yapabileceğim bir amel tavsiye et.”

Resûlullah (s.a.v) buyurdu ki:

“Yüz defa Allah’ı tesbih et (Subhânallah de). Bu, İsmailoğullarından altmış köleyi azat etmeye denktir. Yüz defa tahmîd okuyarak Allah’a hamd et ( Elhamdülillah de). Bu, Allah yolunda savaşmak için eyerlediğin ve dizginlediğin yüz ata denktir. Yüz defa “Allahu ekber” de. Bu, yüz kabul edilmiş deve kurbanına denktir. Yüz defa da tehlîl oku (Lâilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke lehû lehu’l-mülkü ve lehu’l hamdü yuhyî ve yümît bi-yedihil-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr de).

Râvî der ki: Bunun sevabı gökle yer arasını doldurur. O gün senin gibi bir amelde bulunmadıkça, hiçbir amel, bu kulun amel defterine yazılıp yukarı çıkamaz. Aynı ameli işleyen müstesna.”

Hadis Kaynak: Müsned, c.6, s.344

Kaynak Kitap: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ

Dünyadaki Cennet Bahçeleri Nerededir?

2 Yorum

güzel çiçekler

Hz. Câbir (r.a)’den rivayet edilmiştir; dedi ki: Rasûlullah (s.a.v) yanımıza geldi ve şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Şüphesiz Allahu Teâlâ’nın meleklerinden gezip dolaşanlar vardır. (Bunlar) yeryüzündeki zikir meclislerine iner ve orada dururlar. Siz de bu cennet bahçelerine girip faydalanınız.”

Dediler ki: “Cennet bahçeleri nerededir?”

(Allah Rasûlü) buyurdu ki:

“Zikir meclisleridir. Sabah ve akşam zikrullah içinde olunuz. Nefsinize ve birbirinize Allah’ı hatırlatınız. Bir kimse Allah katındaki değer ve derecesini bilmek isterse, Allahu Teâlâ’nın kendi yanındaki değer ve derecesinin nasıl olduğuna baksın. Şüphesiz ki, Allahu Teâlâ kuluna, kulunun Allahu Teâlâ’ya değer verdiği kadar değer verir.”

Kaynak: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: